İnsanın bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak sağlıklı olduğu zaman, insan organizmasının biyolojik görevlerini sağlıkta ve hastalıkta kontrol eden en büyük ilkeyle karşılaşırız. Şifa çemberi; beden, zihin ve ruhun dengeli ahenkli ya da sağlıklı olarak birbiriyle olan bağlantısıdır. Çünkü insan bir bütündür ve ‘holistik’ kelimesinin içerdiği anlam insanın bütün beden ruh ve zihinsel olarak dengesini temsil eder. Şifa çemberi fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal bedenleriyle bireyin kendisini bir şifa çemberine almasıdır. Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ne ekerseniz onu biçersiniz, yani hayata ne verirseniz, o size geri döner. Yakınlığınız kendinize olursa, önce siz sonra diğerleri ayni gök çatı altında şifa çemberi oluşturursunuz. Şifanın kaynağı ise bütünlüğe olan sevgidir ve bütünlük her şey kapsar, kabul eder ve şifalar. Sevgi yasam çemberi, soluduğumuz havadan ayak bastığımız toprağa, içtiğimiz sudan ısındığımız güneşe kadar her alanda birbirini etkiler. Tıpkı suya düşen bir damlanın yarattığı yayılan çemberler gibi bizlerin düşünce ve duyguları, inanç kalıpları ve sözleri de aurik alanda dalgalar yayar. Hatırlayalım ki evrende boşluk yoktur, her yer doludur. İşte bu holografik bir evrende yaşadığımızı anlatır bize. Yani siz kendiniz olduğunuzda ve sizi destekleyen enerjinizi artıran şeyler yaptığınızda herkesi ve her şeyi etkilersiniz. Asil sorumluluk kendinizsiniz, evrene ve hayatınıza teslim olabilirsiniz, güvendesiniz. Her şey geçicidir ve her şey dönüşümünüz için en yüksek hayrınıza olacak şekilde planlanır ancak farkındalıkla hızlı değişimler yaratırsınız. Kendi sevgi yaşam çemberinizi oluşturmanız başkaları için de ilham kaynağı haline gelir. Bolluk ve bereket sürekli bir akış halini yaşar. Böylece hayatınızda içsel bir denge, duygusal bir ahenk ve fiziksel sağlamlık oluşur. Yoğun enerjilerin içinde yaşadığımız stresli günlerimizi, tutunduğumuz kabuklarımızdan sıyrılıp gerçek benliklerimizi kabullenerek yaşarsak kendimizi onure etmiş olur ve hayatımızı kendimiz kolaylaştırırız.
ÖZ BİLİNCİNE ULAŞMAK İÇİN ÖZFARKINDALIK
Öz’ü itibariyle insan sonsuz bir varlıktır, fakat zihin yapısı ve algı sistemleri gereği kendisini sınırlara hapseder. Öz farkındalığımızı oluşturmak için, öncelikle beş algı sistemi üzerinden, sınırlı ve otomatik düşünce davranış kalıplarından çıkmamız gerekiyor. Bilinçaltında atalarımızdan devraldığımız genetik şifreler, huy ve fıtratlarımız bulunmakta. Hiç bilmeden yaşadığımız genetik kombinasyonumuzda bizden aşikar olan düşünceleri, duygular silsilesini, davranışlar bütününü fark etmek, görmek ve izlemek aydınlanmanın başlangıç noktası oluyor. İşte tam da burası, kendini bilmek ve saçlarından tırnağına kadar öz farkındalık oluşturma becerisidir. Sen özünde farkındalıktan başka hiç bir şey değilsin ama Bilinç boyutunda neredesin? Bilinç boyutlarında kendi hakikatini çözmek istiyorsan bu evrende eşsiz ve tek olduğunu kabul etmelisin. Hologram enerjetik frekans evrenindesin ve yaşadığın her şeyi kendi bilinç verilerin kadar sen oluşturuyorsun, teklik bilinciyle birlikte senden açığa çıkan frekanslarınla oluşturduğun her bir şeyi izlemen okuman ve tefekkür etmen gerekiyor, yani bir fiil kendi kendinin dedektifi olman gerekiyor. Aynı anda kuantum yaşam alanını hem kuruyor hem de bu kurguların çıktılarını bizzat sen yaşıyorsun. Öyle bir yaratıcı mucize ile karşı karşıyasın ki kendini keşfedebilmen için, bilincini sürekli yükseltmen ve farkındalık halinde olman gerekiyor. Şimdi şu anda neyim ve kimim? Sorularına cevap verebilmen için kendi kendinin önce koçu olmak zorundasın. Yaşayarak öğrenecek, tecrübelerinle yoğrulacak, idraklerini arttıracak, keşiflerini tamamlayacak ancak farkındalıkla bilincini yükselteceksin. İnsan ancak deneyim alanında düşünme biçimini, davranış biçimini sıkıntılarla baş ederek geliştirebiliyor, düşe kalka güçleniyor ve ilerleyebiliyor. Evrendeki her şey evrimleşerek dönüşmek zorunda, bilinçlenmek için de diğer bilinç enerjileriyle etkileşime girmek durumunda. Bütünsellik yasası gereği, inek sütünü, toprak sebzesini, ağaç meyvesini sunarak çevre dengesi sağlanacak, insanda oluşan idrakleriyle evrimsel süreçlere insan idraki ve anlama yeteneğini artırması gerekmektedir. Alma verme döngüsü içerisinde mikrodan makroya parça bütüne aittir yasasıyla her şey birbiriyle bağlantılı haldedir ve dengede, işlemektedir. Onun için evrensel bilince bağlanarak nefes al ve nefes ver, her nefes alışımda hangi enerjiye bağlandığım çok mühim bir olgu ve şimdi şu anda neredeyim? Kimim? dön bir bak ve sorgula!. Beynim mi beni yönetiyor? Ben mi onu yönetiyorum? Öz Farkındalık sahibi isen Hiçbiri! Taşıdığın bir işletim sistemi var evet ana makinan patron beyin, sağ ve sol lobdan yaptığı otomatik etki-tepki çemberiyle benim zannettiğin hayatını oluşturuyor. Akademik bilgilere bakacak olursak her iki lobda kullanmadığın, keşfedemediğin sonsuz ve sınırsız zeka alanların var. Bundan yaklaşık 50 yıl önce insanlar da 4-5zeka türünden bahsedilir ve özündeki bilinçli bilinçten haber bile verilmezdi. Oysaki sen farkındalık sahibi değilsen beynin hükmünde yaşayan robotik bir yapıdan ibaretsin. Beyindeki bilgi sisteminde, otomatik hale gelen bir yığın öğrenilmiş, ezberlenmiş sana öğretilmiş bilgiler dolu. Tamamen kopya yaşantılar ve deneyimleri çekim alanında tutuyor ve farkında olmadığın için aynı döngülerde kendi kendini tekrarlıyorsun. Aslında bu yaşantıların çoğu sana ait bile değil, çünkü senin deneyimlerin değil. Aynı sorun senden yedi kuşak öncesinde de yaşanıyordu. Bunu bil! Şu an bilinçaltında bulunan beyinde, datanda bulunan, hafızanda bulunan korteksinde işlenmiş kazınmış bilgiler tekâmül etmek için sırasını bekliyor. Bu yaşam kuantum fiziği gerçeğine göre bilinçaltının maddeleşerek geri dönüşüm kutusu gibi bin yıllık ata genetik kodlarının senin hayatında tekrar açığa çıkmasıdır. Ta ki en düşük bilincini sen evrimleştirene kadar tüm karma hikayeler yine senin hayatında devam edecektir. Bilinçaltını fark edip düzenlemezsen ve yeni bilinç oluşturmazsan şuursuz ve bilinçsiz kaldığını söyleyebiliriz. Ve sen şuurlanıncaya kadar öz bilince çıkıncaya kadar annenin, babanın ve toplumsal çevrenin etkisi altında ömür tüketiyorsun. Hayatın aynı kısır döngülere gebe ve O deneyimleri bir şekilde sen bilinçsizce ve şuursuzca tekrarlıyorsun. Hiçbiri değilim! Bu etki ve tepkilere maruz kalma durumu öze uyanışını yapıncaya, şuurlanıncaya kadar devam edecek. Bir gün zihin uykusundan uyanacak, ölmeden önce ölecek, öz bilinç ile yeniden doğacaksın. Yani kendi merkezinde tam da özünden hayata bakmaya başlayacaksın. Omzunun üstünde taşıdığın bu kafatasının içindeki beyin patronluktan çıkmış, yaşamının iradesi senin elindedir artık. Şimdiye kadar patron beynim bana ne yapıyordu öğrenelim? Bu makina çapraz yönetiyor bedenini; sol lobun vücudun sağ tarafını yani dişil enerjini açığa çıkartırken, sağ lobun işlevi tamamen vücudun sol tarafını yönetmek yani eril enerjinin kullanılmasını sağlamaya çalışıyor. Sol tarafın analitiktir ve geçmişteki yaşanmışlıklarını duygusal olarak depoladığı alandır, bedeninin sağ tarafı itegelecek ile ilgili tasarımların ve endişelerin, kaygıların depolandığı alanıdır. Sol lobu güçlü insanlar tüm bilgi sistemi ile beraber gördüklerini ezber bilgi sistemleriyle anlamlandırmaya çalışıyor. Sol lop garantici, güvenlik odaklı, sayısal verilere dayalı, mantıkçı ve gerçekçi. Sol beyin esasen tamamen bilinçaltı bilgilerini ve zihni her an devreye sokmak için çalışıyor, çırpınıyor adeta. Sol beyni aktif insanlar ve sol beynine bağlı yaşayan insanlar bizim kuralcı dediğimiz, geleneksel dediğimiz her şeyi en ince gerçeğine kadar yaşayan tipler. Sol beyin bilgi sistemine ve hafızaya bağlı. Sol beyinde yaratım çok az. Yaratım tamamen sağ beyine verilmiş bir hediye. Bilim adamları bir deneğin sol beynini alıp deniyorlar acaba sağ beyni ile ne yapacak diye, sol beyni alınan insanın hafızası siliniyor. Yani geçmiş kayıtlara ulaşamıyorlar ve okuma yazma olayları da problem çözme olayları da bitiyor neden sol beyinli insanlar tamamen ezberlenmiş bilgilerle hareket ediyorlar. Şimdi sen kendi şifreni çöz. Şu anda sen hangi verilerle ve bilgilerle hayata baktığını çözmeye başla. Biyolojik makinanı tanıdığında onu yönetebilir ve ondan kurtulabilirsin, başka bir kurtuluş yolu yok. Yani kendini bil derken kendini bilmek şu an içinde olduğun bu bedenin kullanma kılavuzunu tamamen keşfetmen gerekiyor. Duygularım nereden geliyor, düşüncelerim nereden geliyor ve ben nasıl oluşturuyorum? Bu hayatı ne ile yaratıyorum? Ne kadar yükselebiliyorum? Ben yüksek bilince ne kadar yaklaşabiliyorum? Bunun için kayıtlardan geçmen gerekiyor diyorum sana. Ezberlediğin bilgiler sol beyinde dedim, sen ne kadar sol beynine bağlısın? Yaratanın sıfat ve esmaları senden açığa çıkıyor. Sen neyle kendini tanımlıyor ve burada sergiliyorsun? Burada anlatacaklarımdan sonra işletim sisteminle ilgili daha sağlıklı kararlar verebileceksin. Sol beyinli insanlar sol beyin verilerine bağlı analitik kişilikleriyle yaşayan insanlardır. Kesinlikle kuralcı, gelenekçi ve bir keçi kadar inatçılardır. Neden sabitinden çıkamıyorlar? Geçmişte takılı kalmasının sebebi nedir? Çünkü Sol beyinli insanlar geçmişlerinde ancak yaşayabiliyor. Hayatını ve kendisini geçmiş zihin parçasından izleyebiliyor. Başka bir düşünme biçimine ya da yaratıcı bilinç kaynaklarına ulaşan beyin formuna ne yazık ki sahip değiller. Sen de de bu konular mevcutsa eğer sorgula, beni sol beynime yapıştıran şey nedir ve bundan nasıl kurtulabilirim? Kendi kendimin koçu nasıl olurum?

