Asla hiç yapmam dediğin bir şeyi yaptığında değişim başlar. Gör bak, hiç kırmızı giymem dersin ve giyersin, yeteneğim yok hiç resim çizemem dersin ve çizersin, dans etmem dersin hayat seni mutlaka bir gün dansa kaldırır ve sahnedesin, hiç tanımadığın insanlara bile selam verip selam almaya başladığında çizginin dışına çıkmış olursun. Rutini bozduğunda aslında sol beyinden çıkarsın ve akışta hayata uyumlanmaya başlarsın. Araştırmalar gösteriyor ki sağ elini kullananlar, tamamen sol ellerini kullanmaya başladıklarında beyinlerinde hiç kullanılmayan özellikler aktif olur. Beyin yeni öğrenmelere ve eski alışkanlıkları değiştirenlere karşı yeni ilham alanları açar. Bu hakikat ilminde kendini yeniden keşfetmek demektir. İlmel yakın, aynel yakın, Hakkel yakın. İşte Hakkel yakın olmak beyin kapasitesini tam kapasite kullanman, evrensel zekâdan beslenebilmen ve keşif ehli olup öz benliğini serbest bırakman anlamına geliyor. Çoğu zaman dünya matriks sistemleri içinde bizler teslimiyet dediğimiz şeyi tam anlamıyoruz ve yaşayamıyoruz. Sebebi şu ki rutinlere bağımlıyız ve öz kendiliğimizi bilmiyoruz, kendimizi tanımıyoruz ve asıl gerçekliğimizi yaratamıyoruz. Hakikatimizi yaşamak için, kendi kitabımızı okuyabilmemiz için şimdi şu anda zihnin oynadığı oyundan uyanmamız lazım. Düşünce, duygu ve davranış üçlemesinden bahsedelim birazda. Düşünceleriniz duygularınızı duygularınız davranışlarınızı, tekrarlanan davranışlarınız kalıplarınızda kaderinizi belirlemekte. Bizler içinde bulunduğumuz bedensel yapıyı tanımak zorundayız. Şimdi hayatın her yerinde sol beyini görebiliyoruz. Hayatın her yerinde öğrenilmiş gerçeklikler, ezberlenmiş otomatik davranışlar ve düşünce kalıplarını görüyoruz. Örnek verecek olursak her gün aynı işi yaptığımız zaman, her gün aynı davranışları gösterdiğimiz zaman, her gün aynı düşünce sistemini gösterdiğimiz zaman otomatik kalıpların dışına çıkamıyoruz. Uyanalım; düşüncenin içinde düşen olmayalım, düşünceyi düşünen yaratıcı güç, öz farkındalık olalım. Düşüncenin içinde düşünebiliyorsak, yeni düşünceler nasıl üretebiliriz? Yani yeni düşünceler üretebilmek için akışta olmak ve yaratıcı olmak, beynin sınırlarını zorlamak gerekiyor. Sol beyin dediğin zaman, örneğin çekmeceler hep aynı yerde olacak, bu vazolar burada duracak, çatallar burada duracak, hep aynı tarz elbiseler giyeceğim vs.. Bunlara bakalım, gözlemleyelim hangileri sizde var bir kontrol edin. İnsan beyni maalesef zihinsel kalıpların içinde kaldığı sürece öğrendiği tüm kelimeler ve bu kelimelerin altında yatan tüm anlam ve yorumlar, sizlerin bugüne kadar öğrenmiş olduğu öğretiler deneyimler ve tecrübeler. Örneğin sürekli aynı renk elbiseler giyiyorsan, sürekli aynı tarz şarkılar dinliyorsan, sürekli aynı yoldan gidiyorsan, yolunu bile değiştirmiyorsa, yemeği hep aynı şekilde yapıyorsan ya da düşünce kalıpların varsa bir robottan başka bir şey değilsin, Peki gerçek hayat için İnsan nedir? Özümüzden gelen kendi gerçeğimizi istiyoruz esasında. Yaratıcı parçamızı ortaya çıkarmayı deneyimlemek istiyoruz, kopya ve ezberden çıkmak tek derdimiz. Örneğin bir gül kelimesiyle ilgili belki 100 sayfa hikaye yazacak kapasitemiz var ama ezber eğitim modeliyle körelmiş beyinlerimizle yaratıcılığımız yok olmuş vaziyette. Çizginin dışarısına çıkmadığımız sürece de kopya yaşamları izlemeye ve yaratmaya devam edeceğiz. Esasında serbest kalma ve özgür düşünce ve ruh hali, bizlerin özellikle Psikologların en çok arzu ettikleri şeylerdir. Ne güzel bir telkindir; kendinizi en güvenli yerde hissedin, hayallerinizdeki o cennetinize bakın ve derin derin nefesler alın, kalbinize odaklanarak iç seslerinizi dinleyin. Çok fazla dışarıda olmak, çok fazla dışarıya bağımlı kalmak kontrolcü beyninizi strese sokacak ve sizi mutlaka hasta edecektir. Bizi hasta eden şey bitmek bilmeyen ihtiyaçlarımız, isteklerimiz ve beklentilerimize gosal yapay benliklerimizdir. Düşünebilmek, yeni yorumlar katabilmek, yeni bir şeyler yapabilmek, beynin derinliklerine inebilmek kısaca kendimizi tanımak ve bilmek zorundayız. Algı sistemlerimizi, duyu temsil sistemlerimizi bilmek ve öğrenmek zorundayız. Gözlenen ve gözlemci birdir yasası gereği kendi kendimizi her açıdan, çevremizdeki insan aynalarımızdan izlemek zorundayız. Aslında ne kadar güzel bir macera hayat her an keşfedilmeyi bekleyen bir sırdır, deneyimledikçe anlaşılır. Pozitif düşünce ve niyetleri muhakkak bilinçaltına kodlamak lazım iken ezberlenmiş düşünceler çok fazla var hayatın içerisinde. Biz buna bilinçsiz yeterlilik diyoruz. Bilinçsiz yeterlilik konumunda yemek seçiyor, alışkanlıklar dünyasında kopya hayatlarımızı tekrarlıyoruz, yani hiç düşünmeden otomatik pilotta tüketiyoruz nefesimizi. Kendini bilmeden, zannettiğimiz kadar kodluyoruz yaşamı işte bu çok tehlikeli bir oyuna dönüşüyor zamanla. Kişi bilincini değiştirip dönüştürdüğünde, kendini yeniden keşfetme imkanı doğuyor. Basitçe giyim tarzından başlayarak evini, eşyalarını, dinlediğin müziği, hep gittiğin yerleri, ezberlediğin her ne varsa değiştir, en basitiyle başla ve sol elinle fırçalamayı dene artık dişlerini. Saçını kestir, dans etmeyi dene, aşık ol yeniden kendine ve yenilen her şeyinle. Örneğin yeni şeyler deneyimle. Kendin yap, diş macunu yap, yeni bir sabun yap gibi gibi. Her an vücudumuz işlenmiş, otomatik kodlanmış duygu ve düşüncelerden ibaretiz. Bunu öğrendiğim zaman bunu kırmak Aman Allah'ım ne kadar zor. Kendi benliğini yarattığın benlik putunu kırmak, aman Allah'ım ne kadar zor. O kadar inanılmaz bir sistem ki her an 7/24 kendini izlemek, gözlemek, şimdi şu anda ne yapıyorum diyebilmek. Şimdi şuanda ne yapıyorum, neyi yaratıyorum, enerjim nereye akıyor ve gidiyor bilmiyorum. Ezberlediğim şartlanmalar, koşullar ve korkular ne kadar fazla? Kaygılar ne kadar fazla? Örneğin en çok kimi düşünüyorsun bunu sor. En çok bir gün içerisinde aklına gelen konu başlıklarını yaz. Akabinde bir gün içerisinde aklıma gelen duygular, daha çok hangi duygu durumunu yaşıyorsun buna bir bak. Ve yine bir gün içerisinde hangi davranışları sergiliyorsun, davranış kalıplarına bak. Düşünce duygu ve davranış üçlemesinde kendini izle, kendini sorgula ve hayat şemanı lütfen çıkar. Özellikle burada senden kendi hayat şemanı, inançlarını ve değerlerini ortaya çıkartmanı istiyorum çünkü bizler farkında olmasak da açıkçası beyine bağlıyız. Zihnine bağlısın ve gördüğün her nesneye geçmişle bağlantılı düşünce ekliyorsun, bağımlı ve takıntılı varlık olarak farkında olmadan hayata devam ediyorsun. Geçmiş referanslarınla beraber her yeni anı kirletiyorsun esasında. Örneğin su çok değerlidir, su çok kıymetlidir. Ben suya baktığımda ferahlatıcı bir duygu yüklerken, suda boğulmuş bir çocuğunuz olsaydı ya da denizde boğulmuş bir kardeşiniz olsaydı sudan aynı şekilde olumlu ve sempatik bahsetmeyecektiniz su’dan. O zaman ne yapacaksınız? Fark edeceksiniz ve kabul edeceksiniz ve idrak edeceksiniz. Neyi kabul edeceksiniz? Neyi fark edeceksiniz? Negatif düşüncelerimizi fark edeceksiniz, o akan giden seni etkileyen ve yöneten otomatik olan içsel konuşmalarınızı fark edeceksiniz. Lütfen bunları not alın. İçsel konuşmalarınızı yazın. Sürekli gün içerisinde akan düşüncelerinizi yazın ve nefes alın. Sanırım şu an en büyük farkındalık; içsel konuşmalarının altında yatan gerçek kimliğinin farkında olman, orada tüm çözüm kaynakların seni bekliyor. Düşünceleriniz, duygularınız ve davranışlarınız ile frekanslarınız oluşuyor ve açığa çıkarttığınız enerjinizle, kendi öznel gerçekliklerinizi yaratıyorsunuz. Burada da ne güzeldir insanın kendi yarattığı aynada kendisini görmesi, ne büyük farkındalıktır kendisini okuması, kabule geçmesi ve ne güzeldir tüm eksik bulduklarına rağmen kendisini olduğu gibi sevebilmesi. Yaşadığınız olaylarda içselinizde herhangi bir tepki oluşmuşsa, özellikle panik, kaygı, endişe benzer duygu oluşursa, işte bu duygular bizlerin tekâmülünü yaratan ruhsal eğitimlerimiz ve derslerimizdir. Farkındalık meselesi, senden ve senin kendi benliklerini tanımanla başlıyor.

